15 Kasım 2011 Salı

Türkiye ve Trend Yakalama Problemi


Yıl 2010 Aralık, Avrupa, mükemmel sesi ve Jazz tınılı '21' albümü ile kendini yavaş yavaş göstermeye başlayan 20'lik Adele'nin deli hiti 'Rolling In The Deep' ile sallanıyor. 21 Adele'nin ilk albümü olmamasına rağmen kendisini kimse tanımıyordu o vakit. Alternatif Jazz & soft dinleyicileri ve kendi çevresi dışında kimse Adele'nin varlığından dahi habersizken, Rolling In The Deep ile Adele, bütün dünyaya burada olduğunu haykırır nitelikte başarı göstermişti. Özellikle 2010 yılının Aralık ayında kendini iyiden iyiye duyuran parça, listelerde ve birçok radyoda zirveye ulaşmıştı bile. İnsanlar, Adele'nin kim olduğunu öğrenmek yerine, ilk olarak kendilerini şarkıya bırakıyorlardı ve ardından söyleyenin kim olduğuna odaklanıyorlardı.

Ve yıl 2011 Temmuz. Şarkının parlamasının üzerinden tam olarak 7 ay geçmiştir. Türkiye radyoları ve müzik plartformları birden Rolling In The Deep ile çalkalanmaya başlar. Beraberinde, internet üzerinde (sosyal paylaşım siteleri başta olmak üzere), parça ülkemizde bir anda popülarite kazanır ve halkımız Adele'nin sadece bir 'kas'tan ibaret olmadığını, onun Avrupayı aylar öncesinde sallayan başarılı bir sanatçı olduğunun da farkına varır. Herşey okeyde, anlamlandıramadığım bir nokta var ki, arada ki 7 ay nedendir ? Elbette ki kimse müzik piyasasını, özellikle de Avrupa müzik piyasasını takip etme zorunluluğuna sahip değil. Ancak bu konuda, bu tür müzik bombalarına aç olması gereken Türk radyoları ve dergileri neden bunlara onca zaman sonrasında yer ayırır ? Bu tamamen düz mantık olayının beraberinde getirdiği, saçma salak bir hazıra konmacılıktan ibarettir. Radyocularımız Demet Akalın, Bengü, Hande Yener ve Serdar Ortaç gibi, sorsanız notaları sayamayacak kadar müzik yoksunu insanlara odaklandıkları sürece 7 ay az bile bakarsınız ki.

Bu sadece Adele ile sınırlı mıdır ? Elbette ki hayır.. 2007 yılının son aylarında, kötü dönemlerini geride bırakan ve enfes bir geri dönüş gerçekleştiren Britney Spears, bütün dünyayı terletip, ıslak ve kirli bir şekilde 'Gimme Gimme Moree' dedirtirken, bizler, bekareti çoktan yok olmuş olan bu parçayı 2008 yılının ortalarında tekrar yeşertmeye çalışıyoruz. Ama nafile. Bir acı örnek daha ki ; Jazz müziğin 21. yüzyıl kraliçesi olan Amy Winehouse'un 2011 Temmuz ayında ki trajik ölümünün ardından tüm dünya ile birlikte ülkemizde onun şarkılarının farkına, o bedenen aramızdan ayrıldıktan sonra farkına vardı. Hiç garip değil, değil mi ? Temmuz başlarında Demet Akalın'ın eski sevgilisinin ağzına nasıl sıçtığının detaylarını içeren o leş şarkıları paylaşan insan, Winehouse'un ölümünün ardından 'Back to Black' paylaşarak altına da şöyle bir not düşüyor ; ''Daha çok gençti. Su testisi su yolunda kırılır malesef :('.. Ulan at kafalı ! Neyin isyanını ediyorsun ? Neyin suyundan, testisinden bahsediyorsun ki ? Adını bile öldüğü gün öğrendiğin bu insanın, ilk defa ve günün anlam ve önemine mütevellit, paylaştığın bu şarkıda bir üzüntü duyman im-kan-sız. Şimdi, Winehouse dinlemeyi yavaşça bırak ve siktir git.

Konuya dair verilebilecek örnek sayısızca. Beyonce 2008 yılında Single Ladies derse Türkiye'mizin ender radyoları 2009 sonunda buna start verir. Veyahut, Rihanna 2010 Eylül'ün de piyasaya sağlam parçası Only Girl'ü yayınlarsa, ülkemizin müzik temposundan boğulan o eşsiz müzik dergileri, bu parçayı, sayfalarında 2011 yaz ayında yer verir. Bu trend yoksulluğu canıma tak etmiş durumda artık. Defolun gidin. Bu tür zihniyette ki insanların yavaşça tükenmesini istiyorum, o kadar da sakinim bu konuda.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder